ÜST BANNER

Ahmet LEVENTYÜRÜ

TOPLUMUN DERİSİ YÜZÜLÜYOR

Yıl 1950. Beşikdüzü Köy Enstitüsü birinci sınıfta öğrenciyim. 14 Mayıs 1950 de Demokrat Parti iktidar olmuştu. Milli Eğitim Bakanı Rize milletvekili Tevfik İleri idi.

22 Nisan 2021 10:19
A
a
Eylül ya da Ekim aylarından birisinde, Milli Eğitim Bakanı okulumuzu ziyarete geldi.
Ekipte tercüman olarak Samsun Koleji öğretim üyesi Fatma Varış ve danışman olarak Amerikalı Profesör Bayan Wafert bulunuyordu.
Okul yemekhanesinde bizleri topladılar. Sahneye konuşmak üzere bakan Tevfik İleri çıktı. Pür dikkat kendisini dinliyorduk.
Bizlere hitaben "Sevgili çocuklar, ülkemizde öğretmen yetiştiren iki ayrı kurum var. Birisi sizin okuduğunuz ilkokula dayalı beş yıllık Köy Enstitüleri diğerleri ise şehirlerde bulunan ortaokula dayalı üç yıllık öğretmen okulları. Sizi şehir okullarında okuyan kardeşleriniz gibi daha bakımlı yetiştirmek istiyoruz. Onlar cam bardaklarda çay içiyor, porselen tabaklarda yemek yiyor, lacivert takım elbise giyiyorlar, tek kişilik somyalarda yatarken sizler güneş gördüğünde solan kumaştan elbise giyiyorsunuz, ağaç ranzalarda yatıyorsunuz, bakır bardaklarda su içiyor, bakır tabaklarda yemek yiyorsunuz. Yemekhane, yatakhane ve çevre hizmetlerini kendiniz yürütüyor, işçi gibi çalışıyorsunuz. Sizleri üç yıllık öğretmen okullarındaki kardeşleriniz gibi yaşatmak ve yetiştirmek istiyoruz. O nedenle Köy Enstitülerini kapatıp şehir öğretmen okullarını çoğaltmak istiyoruz. Danışman olarak da Amerikalı eğitimci profesörü getirttik. Şimdi kendileri buradalar, varsa sorularınız sorabilirsiniz dedi ve mikrofonu Fatma Varış'a verdi.
Son sınıfta okuyan ağabeylerimizden bir tanesi Fatma Varış' a, "Sayın Profesöre sorar mısınız, Köy Enstitülerini de şehir öğretmen okullarını da gezip gördüler. Bunlar arasındaki benzerlikler ve farklılıklar nelerdir, ülkemiz için hangisini daha uygun görmektedirler" dedi.
Profesörün yanıtı aynen şöyle idi: "Ben Amerika Üniversitetelerinde öğretim üyesiyim.Ülkenize gelmeden önce batı ve orta ve kuzey Avrupa’da bulunan aynı seviyedeki eğitim kurumlarını inceledim. Ülkenizdeki eğitim kurumlarını da gezip gördüm. Ülkeniz maalesef eğitim, öğretim ve okuryazarlık bakımından çok geri kalmış. Eğitimin ve güzel yaşam koşullarının halka mal edilmesinde en güzel ve en etkin öğretim kurumları köy enstitüleridir. Bana göre en sağlam ve kestirme yoldan hedefe varılması için köy enstitülerinin sayısını çoğaltıp, şehir okullarını kapatmalısınız" dedive arkasından mikrofonu bakan Tevfik İleri aldı. "Sevgili çocuklar kim ne derse dersin bu okulları kapatacağız" dedi.
Adamlar hem hakim hem savcı hem de uygulayıcı idiler. Önceden kararlarını vermişler göstermelik olarak dışarıdan danışman eğitimci getirmişler bizleri kandırmaya çalışıyorlar. Bizlere sus payı olarak elma şekeri dağıttılar. Bu kadar çelişkili düşünce ve hareketi okuryazar olmayan en cahil bir insan bile yapamazdı. O okulda orta ikinci sınıfta fizik ve kimya dersleri görüyorduk, atölyelerde laboratuvarlarda uygulama yapıyorduk. Değerli hocamız Sait Aydemir'in cam üzerinde sabit kalemle çoğaltarak masalarımıza koyduğu notlara bakıp suyun analiz ve sentezini yapıyorduk. Öğretmenlerimizin yaptığı kaldıraçları fizik dersinde kullanıyorduk.
Dört tane torunum bulundukları yerlerin seçme okullarında okudular. Kendilerine soruyorum, hiç birisi laboratuvarlarda uygulamalı ders görmemişlerdir. Eğitim ve öğretim bakımından ülkemiz en kötü dönemini yaşamaktadır.
Günlük gideri on milyon lira olan milyarlık saraylar yerine uygulamalı ve ihtiyaca göre, planlamalara göre eğitim yatırımları yapılsaydı ekonomik ve kültürel yönden acaba nerede olurduk. Saraylar, makam arabaları çağdaşlık getirmiyor.
Devlet adamı koyunun yünlerini kırparak toplumun hizmetine sunar. Siyasetçi ise koyunun derisini yüzer. Ne yazık ki toplumun derisi yüzülüyor. Düşünmeyen, düşündüğünü söylemeyen insan yetiştirerek kötü niyetli siyasilere oy deposu hazırlanıyor.
Rahmetli Profesör Hıfzı Veldet Velideoğlu Rusya'nın eğitim sistemini inceleyip 1933’lerde hazırladığı raporda şöyle diyordu:
"Rusya'daki okullarda öğleye kadar nazari bilgiler öğretiliyor, öğleden sonra derslerin konularına ve özelliklerine göre laboratuvar, atölye ve arazilerde uygulama yapılıyor. Eğer bu sistem devam ederse Rusya çok büyük bir güç ve güçlü bir devlet haline gelecektir."
Ne yazık ki hocamızın bu raporunun Ankara'ya gitmesi alt kademedeki yetkililer tarafından engellenmiştir. Ülkemizin düşünen, düşündüğünü söyleyen ve başkalarının fikirlerine saygı gösteren insanlara şiddetle ihtiyacı var.
Birilerinin ayyaş dediği, ömrünü savaş cephelerinde geçiren, vatanımızın kurtarıcılarından birisi olan rahmetli İsmet İnönü için seçim alanlarında "İnönü asker kaçağıdır" denildiğinde coşku ile alkışlayan bir toplum her zaman kandırılabilir. Bu işler dediğim dedik, çaldığım düdük, yaptım oldu, yaparım olur demekle olmaz. Ülkenin kurtuluşu için büyük büyük saraylarda oturmak değil, içi millet ve vatan sevgisi ile dolu, içinden kanallar geçen saraylar kadar büyük yürek ister.
Bir Çin atasözü vardır. Der ki: "Bana her gün bir balık vereceğinize, balık tutmasını öğretin. Bu işler halka patates, soğan dağıtmakla olmaz. İmam Hatip okullarının sayısını çoğaltacağınıza milletini, vatanını ve tüm insanları seven vicdanı hür, fikri hür adam gibi adam yetiştirelim.
Atatürk'ün anasına, anısına söven ve "kurtuluş savaşını keşke Türk Ordusu yerine Yunanlılar kazansaydı" diyen vatan hainini Atatürk'ün kurmuş olduğu çiftlikteki sarayda bilim adamı diye sağ tarafına oturtmak, hastalandığında ziyaretine gitmek, Diyanet İşleri Başkanı ve Meclis Başkanının bu kişinin ziyaretine gitmesine ve bu kişinin tabutunun Türk Bayrağı'na sarılarak gönderilmesine engel olmamak çok ama çok yanlış, vatan ve millet sevgisi ile bağdaşmamaktadır.
On yedibin ateş böceği öğretmen yetiştiren Köy Enstitüleri kapatılmayıp, varsa aksayan yönleri düzeltilerek eğitime yön verilseydi gözleri kafa taslarının arkasında olan insanlar yetişmezdi.
Ülkücü ve milliyetçi evlatlarıma ve kardeşlerime uyanmalarını öneriyorum. Kişisel çıkar ve hırsları için dini duyguları istismar edip dini siyasallaştıranlardan korkunuz. Ülkenin geleceğini yaratmak için uygulanabilir, sağlam, fiziksel ve düşünsel, uzun vadeli plan ve programlara şiddetle gereksinim var. Akşamdan sabaha karar değiştirerek dış ve iç politikalarda çırpınma ülkeye zarar getirir. Kalkınma sadece din ve iman ile olsaydı dünyada kalkınmamış İslam ülkesi kalmazdı. Ülkemizde otuz kadar tarikat ve bunlara dayalı dörtyüz kadar kollar var. Dört ve altı yaşlarındaki yavruları tarikatların yönetimindeki kuran kurslarına teslim etmek tam bir cinayettir. O çocuklar soyut kavramlardan ne anlarlar. Önce bu yavrulara çağdaş eğitim kurumlarında doğruyu, güzeli düşünmeyi, düşündüğünü söylemeyi, tartışmayı, tek kelime ile aklı kullanmayı öğretmek gerekir.
Aklını kullanabilen insan yüce yaratan Allah'ı ve O'nun öğretilerini bulmasını bilir. İnsanın tüm alışkanlıklarının yüzde elli, altmışını yedi yaşına kadar gördüğü eğitimle edindiğini düşünürsek dar görüşlü veya çıkarcı siyasilerin körpe beyinleri yıkayış nedenlerini daha iyi anlarız. Suudi Arabistan bu konuda yüzmilyarlarca dolarlık propaganda yatırımı yapmaktadır. Bunu insanlık için değil kendileri için yapmaktadırlar. Bir kişi her şeyi bilebilseydi, yapabilseydi meslek gruplarına gerek kalmazdı. Hiçbir plan ve proje üretemediği için kişisel siyasi geleceklerini "Ben kendimi yönetemiyorum, sen beni de yönet" diyecek kadar kişiliğini yitirmez ve başkasının koltuğuna sığınmazdı.
Hiçbir şeyi doğru bilmediklerini bile bilmeyen insanlar ülkeyi felakete götürür. Anayasa Mahkemesini kapatalım, Tabipler Birliğini kapatalım derken adalarımızın işgaline, Amerika'nın hakaretlerine, Yunanistan'ın horozlanmasına ses çıkarmayanların samimiyetine inanılır mı?
Sözü İdris ve Temel ile bağlayalım: " İdris ve Temel İstanbul'a ilk kez gitmişler. Eminönü'nde Topkapı' ya gitmek için tramvaya binmişler.
Vatman her istasyona yaklaştıklarında Sirkeci, Gülhane, Sultanahmet, Beyazıt Aksaray dediğinde İdris Temel'in kulağına eğilip" ula Temel, soralım bakalum, piz nerede ineceğuk" deyince Temel kendinden emin bir şekilde" sus ula, çahulluğunu pellu etme, helbette bizum da adimuzu söyleyecekler" der.
Az konuşup çok iş yapsak olmaz mı?
Hüseyin Avni ŞANLI-Emekli Öğretmen
Düziçi İlköğretmen Okulu’ndan Müzik Öğretmenim
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

öne çıkanlar ÖNE ÇIKANLAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
sondakika SON DAKİKA
hava durumu HAVA DURUMU
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat