Son Dakika

Araştırmacı Yazar Ahmet Z. Özdemir: Göçebelerin Tarihi Yoktur; Çünkü Onların Sadece Coğrafyaları Vardır

Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenen Yeniceli Aşık Sıdkı Baba’yı anma etkinlikleri, 'Yeniceli Aşık Sıdkı Baba Mersin ve Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu' tamamlandı. Etkinliğe Ankara’dan katılan araştırmacı yazar Ahmet Z. Özdemir, “Göçebelerin tarihi yoktur; çünkü onların sadece coğrafyaları vardır. Adana’nın da Çukurova’nın da şenlenmesi, cıvıl c

Kültür & Sanat Hit: 7550 / Yorum: 0 / 22 Ekim 2018 11:01
Araştırmacı Yazar Ahmet Z. Özdemir: Göçebelerin Tarihi Yoktur; Çünkü Onların Sadece Coğrafyaları Vardır
-A +A

Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenen Yeniceli Aşık Sıdkı Baba’yı anma etkinlikleri, 'Yeniceli Aşık Sıdkı Baba Mersin ve Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu' tamamlandı. Etkinliğe Ankara’dan katılan araştırmacı yazar Ahmet Z. Özdemir, “Göçebelerin tarihi yoktur; çünkü onların sadece coğrafyaları vardır. Adana’nın da Çukurova’nın da şenlenmesi, cıvıl cıvıl olması, Asya’dan kopup gelen Türkmen oymakları sayesinde mümkün olmuştur” dedi.
Alevi-Bektaşi geleneğinin önemli aşıklarından ve Mersin’in halk kültürünün önemli değerlerinden Sıdkı Baba, Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlemiş olduğu etkinlikler ile yaşatılmaya devam ediyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen sempozyumun açılışında konuşan Kocamaz, "Bugün burada, onu bir kez daha saygıyla anmak ve bize bıraktığı gönül mirasını yeniden hatırlamak için toplanmış bulunuyoruz" dedi.
"Kelimeleriyle Toplumunda Değerlerini Kuşaktan Kuşağa Aktarıyor"
Aşık Sıdkı Baba'nın kelimeleriyle toplumun değerlerini kuşaklar boyu taşımada aracı olduğunu belirten Kocamaz, "Çaldığı sazla, söylediği her bir sözle gönüllere dokunurken, korkusuz ruhuyla vatanı müdafaa etmiş bir kahramandır. İşte tam bu özellikleriyle Aşık Sıdki Baba, Anadolu’nun ruh ikliminin eşsiz bir timsalini oluşturmaktadır. Barışı, sevgiyi ve bilimi kendisine rehber kılarak yolunu, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine çeviren Aşık Sıdkı Baba, Anadolu’nun sanat dolu çeşmesinden yürek dolusu yararlanmıştır. Yalın Türkçesi ile kalplere söz, umuda ışık olmuştur. Aşık Sıdkı Baba, gönülden gönüle uzanan hayatıyla iyi ki bu topraklardan geçmiş, iyi ki bizim kültürümüze dokunmuştur" ifadelerini kullandı.
"Çalışmalarımız Kitaba Dönüşüyor"
Sempozyumda söz alan araştırmacı yazar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Türk Halk Müziği Emekli Koro Şefi Halil Atılgan ise, Yeniceli Aşık Sıdki Baba’yı anmak, Çukurova’da tanıtmak, onu kitaplaştırarak vatandaşlara ulaştırmak konusunda Kocamaz’a geçtiğimiz yıl bir proje sunduklarını belirterek, "Burhanettin Başkanımız projemizi geri çevirmedi ve bu yıl sempozyumun ikincisini yapıyoruz. Bu yıl da yayınlanacak olan kitapta inanıyorum ki çok büyük takdir toplayacak. Bizim çalışmalarımız kitaba dönüştüğü için bu sempozyum oldukça önemli" şeklinde konuştu.
Çukurova’ya ‘Çukurova’ Adını Türkmenler Verdi
Etkinliğe Ankara’dan katılan araştırmacı yazar Ahmet Z. Özdemir ise bildirisinde “Anlatılır ki Antik Çağda, Çukurova’da Tarsus ve Misis önemliydi. Buna karşın Adana daha geri plandaydı. ‘Adana’nın da Çukurova’nın da şenlenmesi, cıvıl cıvıl olması’ Asya’dan kopup gelen Türkmen oymakları sayesinde mümkün olmuştur” ifadesini kullandı.
Çukurova’ya ‘Çukurova’ adını verenlerin bu Türkmenler olduğunu da kaydeden, Ahmet Z.Özdemir, “Osmanlılar buraya hep ‘Kilikya’ diyordu. Hatta Kurtuluş Savaşı’nda bile burası ‘Kilikya Cephesi’ diye anlatılır. Bugün Yüreğir Ovası, Düziçi Ovası gibi ayrı ayrı adlandırmalar birer ayrıntıdır. Aslında İskenderun’dan Mersin’e kadar Toroslar’ın önündeki bütün düzlüğün hepsine birden Çukurova denir.
Coğrafya’nın getirdiği koşulların yanında asıl önemlisi burada yaşayan insanların yarattığı kültür, Çukurova’yı ‘Çukurova’ yapmıştır.bu yörede söylenen türküler, oynanan halaylar, gelenekler, görenekler, buraya özgü deyimler, sözcükler, beddualar burada ‘Allah’ına kadar’ Çukurovalı kokar.
Bu Türkmenler buraya göçerek geldiler. O nedenle hiç zamanları olmadığından sarayları, köşkleri de yoktu. Ama çok güzel çadırları vardı. Keçeleri, sürü sürü atları, koyunları, sığırları vardı. Yürüdüler, yürüdüler Çukurova’yı yurt tuttular. Çukurova’da yaşayan ve sayıları çok fazla olan Türkmen oymakları aynen baharda açılan çiçekler gibi Çukurova’nın her tarafına öbek öbek yerleştiler” diye konuştu.
Çukurova’da güzel sesli sanatçıların çokluğuna da dikkati çeken Özdemir, “Çukurova’da güzel sesli sanatçılar çoktur, bugün de çoktur. Ancak ta eskiden başlarsak Çukurova’yı şiirlerinde edebileştiren iki önemli ozanı başta saymak gerekiyor. Bunlardan biri Karacaoğlan öteki Dadaloğlu’dur.
Dadaloğlu’nun şiirlerinde geçen yer adları geçmişiyle, efsaneleriyle, başka özellikleriyle birlikte dile getirilir. Biliyoruz ki Dadaloğlu, göçebe Türkmen oymakları arasında yaşamış bir ozan. Yine biliyoruz ki göçebe toplumlar belli bir yere bağlanmadan mevsimine göre yurt değiştirirler. Göçebelikte çok sayıda hayvan sürüsü olduğundan; göçebelikte hayvan, otlak ve avlak olmadan yaşam olmaz. Göçebe yazın ve kışın her türlü tabiat etkisine açık olduğundan yaşam koşulları güçtür, acımasızdır” dedi.
Göçebelerin Tarihi Yoktur; Çünkü Onların Sadece Coğrafyaları Vardır 
Dadaloğlu’nun coğrafyasını; Anadolu’nun güneyinde Mersin Körfezi’nden Toroslar’ın doruklarına; oradan Kuzeye doğru Niğde, Kırşehir, Yozgat-Bozok yaylasına çıkalım. Yine güneydem Şam’ı, Halep’i, Rakka’yı, Menbiç’i saymazsak oradan Hatay, Kilis, Gaziantep, Elbistan’dan Uzunyayla’ya kadar olan yerler Dadaloğlu’nun coğrafya sınırlarını belirlediğini de anlatan Özdemir, bildirisine şöyle devam etti:
“İşte bu yörelerde yüzlerce yer adı, kişi adı Dadaloğlu’nun şiirlerinde bütün özellikleriyle birlikte sıralanır. Çukurova sözcüğünü şiirlerinde ilk kullanan ozan Karacaoğlan’dır. Dadaloğlu da iskandan dolayı biraz üzgün olsa da o da ‘Çukurova’ diyor. Misis sözcüğünü şiirlerinde kullanan kaç ozan var bilinmez. Ama Dadaloğlu bu Misis sözcüğünü ünlü bir Türkmen beyiyle birlikte kullanır. Misis Köprüsü Ceyhan kenarında, Lokman hekim olayıyla birlikte anılır. Bayezitler Maraş’ta ünlü bir aile. O zamanlar Göksun Bayezitler’in yaylasıydı. Dadaloğlu Gavur Dağları’nı hiç unutmadı. Gavur Dağları deyince, bu Gavur Dağları’nın Çukurova’ya-Osmaniye’ye bakan yüzünde Hasanbeyli Köyü var. Bu köy Osmaniye-Fevzipaşa karayolu üzerinde. İşte burada başlayan bir aşiret kavgası Düziçi yol ayrımı Humus Çayı kısmında son bulur. O günden beri de buraya ‘Kanlı Geçit’ denir. Dadaloğlu, Ceyhan Nehri’nin kıyısında bulunan Hemite Köyü’ndeki Hemite Kalesi’ne seslenerek Çukurova’nın o zamandaki durumunu da anlatır. O zamanlar Çukurova ottan, sinekten, bataklıktan geçilmezdi. 1958 yılında Alişir Işık Ağa’nın anlattıklarını unutmadım: ‘Biz delikanlı çağımızda Çukurova’da hayvan otlatırken arada bir tavşan kaçardı,biz onları kovalardık, sonrası tavşanlar otlara dolaşır kaçamazlardı biz de onları yakalardık.
Kozan-Kadirli arasında Çukurun köprüsü var (şimdiki adı Naşidiye). Hemen aşağısında Anavarza Kalesi ve onun yakınında Mercimek Çiftliği’nin olduğu yer Avşarlar’ın kışlak yurduydu. Ben buraları gezdim, ocak taşlarını, çadır kurdukları yerleri gördüm. Şimdi orası tigem mi oldu, özelleştirildi mi bilemiyorum.
Dadaloğlu’nun coğrafyasında, yani Çukurova ve çevresinde,oraların dağı, taşı, ırmakları, otları, böcekleri ve hayvanlarıyla bizim yurdumuz. Bu yurdun ozanlarının dilinde dağları da taşları da derin anlamlarıyla dile getirilir. Dadaloğlu dağlar içinde en çok Binboğa’yı sever. Ondan olsa gerek ozan bu yaşlı dağa dört tane türkü söylemiş. Toroslar, Binboğa’nın yanında daha delikanlı sayılır.
Dadaloğlu şiirlerinde sadece Çukurova’yı anlatmaz, Kırşehir, Kaman, Kayseri, Pınarbaşı, Sarız, Yozgat-Bozok onun şiirlerinde bir bir dile getirilir. O, ‘Biter Kırşehir’in gülleri biter’ dedikten sonra devamında ‘Al yeşil bahçeli Kaman görünür’ diyor.”
Özdemir, bildirisinin son bölümünü ise göçerlerin vazgeçemediği bir ulaştırma aracı olan Çukurova’da yetiştirilen ve ‘Çukurova Kolukısası’ adı verilen atlara ayırdı. Özdemir bildirisini “Dadaloğlu olur da attan, atlardan söz etmez olur mu? Çünkü at, göçerlerin vazgeçemediği bir ulaştırma aracı. Sonra ciritler, cıdalar atla oynanır; kavgalar, yarışlar atla yapılır güneyde yaşayan bütün Türkmen oymakları atların en iyisini yetiştirmek için birbirleriyle yarışırlardı. Çukurova’da yetiştirilen atlara da özel olarak ‘Çukurova Kolukısası’ denirdi. Osmanlılar orduya gerekli olan atları bu Türkmen oymaklarından temin ederdi. Yazın Kozan yaylalarında, kışın Çukurova’da beslenen bu atlar Osmanlı Ordusuiçin çok elverişliydi. Çünkü bu atlar hem dağlık hem de ovalık araziye uygundu. Yazık ki, İskan olayı başlayınca otlu yaylalardan ve kışlaklardan yoksun kalan bu atların yetiştirilmeleri güç oldu. Sonra o dönem hükümetleri yerli atlara önem vermeyip orduya gerekli atları dışarıdan temin etmeleridir. “ şeklinde tamamladı.
Yapılan konuşmaların ardından oturum başkanı Prof. Dr. Saim Sakaoğlu ve oturum başkan yardımcısı Prof. Dr. Esma Şimşek’in başlattığı sempozyumda Yeniceli Aşık Sıdkı Baba’nın hayatı, eserleri ve akademisyenler tarafından hazırlanan araştırmalar katılımcılar ile paylaşıldı.
Sempozyumlarla devam eden olan etkinlik, 21 Ekim tarihinde Tarsus İncirgediği Mahallesi Toroslar Yörük Müzesi ziyareti, Yenice Mahallesi Cem Evi’nde yapılacak anma programı ve ardından gerçekleştirilen ‘Deyişler ve Sıdkı Baba Türküleri’ konseri ile sona erdi.
 
 

Haberin Galerisi
Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Son Dakika
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Sayfalar
Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Gazete Manşet

Facebook Twitter
2014 Yeni Mersin Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır!